Tlos Antik Kenti

Likya Bölgesi’nin en önemli yerleşimlerinden biri olan Tlos Antik Kenti, Fethiye İlçesi’nin yaklaşık 42 km doğusundaki Yaka Köyü sınırları içerisinde kalmaktadır. Bölgenin en yüksek dağları olan Akdağlar’ın (Kragos) sarp batı yamaçlarında başlayan antik yerleşim, Eşen Nehri’nin getirdiği alüvyonlarla oluşmuş vadi düzlüğüne kadar ulaşır. Ayrıca güneydeki Saklıkent Kanyonu ile kuzey yönde bulunan Kemer Beldesi antik kentin egemenlik sınırlarını çizer. Savunmaya elverişli dağlık arazi yapısı ve Eşen Ovasına hakim konumuyla öne çıkan kentin antik komşuları arasında kuzeyde Araxa, kuzeydoğuda Oinoanda, kuzeybatıda Kadyanda, güneyde Xanthos, güneybatıda Pınara ve batıda Telmessos şehirleri yeralmaktadır. Böylece Tlos yerleşiminin başka hiçbir Likya kentinde olmadığı kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığı anlaşılır ki, bundan dolayı Hitit kaynaklarında Tlos için “şehir” yerine “ülke” ifadesi kullanılmıştır. Gerçi Tlos Antik Kenti için kullanılan ülke ifadesi şaşırtıcı gözükmektedir. Ancak ele geçen yazıtlardan antik kentin çok sayıda semt ve mahallelerden oluştuğu, çevresinde ise merkeze bağlı pek çok köy yerleşiminin bulunduğu bilinmektedir.
Eski Yunan mitoslarına göre her antik kentin bir kuruluş efsanesi ve bir de kurucu kahramanı vardır. Tlos’un kuruluş efsanesi de Hellen mitoslarına dayandırılmış ve Tlos kent adının Tremilus ile Praksidike’nin dört oğlundan biri olan “Tloos”dan geldiğine inanılmıştır. Hatta Pinaros, Xanthos ve Kragos’un onun kardeşleri olduğu kabul edilmiştir. Bahsi geçen mitolojik aktarımların en erkeni, M.Ö. 5 yüzyıla tarihlenen tarihçi Herodotos’un çağdaşı ve ayrıca Homeros ekolünden geldiği bilinen Halikarnasos’lu Panyasis’e aittir. Benzer bir inanışın uzun yıllar boyunca kabul gördüğünü gösteren diğer bir antik kaynak ise, M.S. 6. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Byzantion’lu Stephanos’dur. Stephanos Byzantinos yazdığı “Ethnika” isimli coğrafi kitapta Panyasis’in aktarımlarını aynen kopyalamıştır.
Homeros zamanından itibaren bilinen tüm antik kaynaklarda Likya halkının Hellen kökenli olduğu vurgulanmıştır. Bundan dolayı, özellikle batı ve güney Anadolu kıyılarında filizlenen gelişmiş kültürlerin yaratıcılarının, M.Ö. 12. yüzyıl öncesinde Dor istilasından kaçan ve Anadolu’ya sığınan Akha Hellenleri olduğu kabul edilmektedir. Ve hatta Troya savaşı ardından ülkesine dönmeyen bazı Akha ordularının da bu bölgelere yerleştiğine inanılmaktadır. Ancak bu inanışın gerçeği ne kadar yansıttığı tartışma konusudur. Çünkü Homeros, İlyada destanında tüm Anadolu halklarının birleşerek Troya önlerinde Akha birliğine karşı savaştığını etraflıca anlatmıştır. Anadolu halklarının dış güçlere karşı oluşturduğu bu birliktelik Troya savaşları öncesinden de bilinmektedir. Örneğin Hitit Kralı II. Muwattali ile Mısır firavunu II. Ramses önderliklerinde gerçekleşen Hitit-Mısır savaşı esnasında, tüm Anadolu halkları bir araya gelerek Hitit’lerin yanında savaşmıştır. Bu birliktelik, daha sonra II. Hattuşili zamanında imzalanan Kadeş Barış Antlaşması’nda da kendini gösterir. Dolayısıyla Homeros ve onu izleyen tüm antik kaynak aktarımlarında Anadolu halklarının helenleştirilme ideolojisi politik bir olgudan öteye gidemez nitelikte gözükmektedir. Çünkü bu ideoloji ilk kez Homeros aktarımlarında vardır ve M.Ö. 8. yüzyıldan önce bu teori ile ilgili hiçbir yazılı belge bulunmamaktadır. Anadolu ve Mısır’dan bilinen yazılı belgeler ise, mevcut inanışın tam tersi bir bilimsel gerçeğe işaret etmektedir.
Likyalıların daha ege göçleri öncesinde bu topraklardaki varlığı bugün epigrafik ve arkeolojik buluntularla belgelenmiştir. Örneğin bölgenin coğrafi olarak tanımlanmasında kullanılan Lukka/ Lukki ifadeleri hem Hitit hem de Mısır metinlerinden, M.Ö. 15. yüzyıldan itibaren bilinmektedir. Gelidonya Burnu ve Uluburun batıkları ise dönemin arkeolojik kalıntılarını oluşturur. Benzer Bronz Çağ buluntularına son yıllarda kıyı Likya şehirlerinde de rastlanılmaktadır. Dolayısıyla Likyalıların Hellen soylu olduğu ve isimlerini Atina kralı Pandion’un oğlu Lykos’dan aldığı mitos inancı gerçeği yansıtmamaktadır. Doğrusu, Lykia ifadesinin yunancalaştırılmış bir kelime olduğudur. Diğer yandan Likyalılar kendilerini Trmmili, ülkelerini ise Trmmise olarak tanımlamışlardır. Homeros’un Likyalılar için kullandığı Termilai ifadesi Trmmili ile özdeştir. Trmmili ya da Termilai kelimelerinin bugünkü Dirmil/ Altınyayla yerleşimi ile aynı olduğu, Claudius Dönemi’nde dikilen Patara Yol Klavuz Anıtı üzerindeki Trimili ifadesiyle kesinlik kazanmıştır. Bununla da Herodotos’un Trmmili halkının Girit adasından geldiği aktarımının gerçeği yansıtmadığı anlaşılır. Eğer Likya halkı bölgeye başka bir yerden göç ederek gelmiş ise, onların anavatanı Eşen Irmağı’nın doğduğu ve bereketli toprakların bulunduğu bugünkü Dirmil ve yakın çevresi olmalıydı.
Tlos isminin de Hellenler’le hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Tlos kent adı Likçe bir ifade olan “Tlawa” kelimesinden türetilmiştir. Tlawa ismi ise, M.Ö. 15. yüzyıldan itibaren Hitit metinlerinde pek çok kez karşılaştığımız Lukka toprakları içerisindeki “Dalawa” yerleşimi ile özdeştir. Dalawa isminin geçtiği Hitit kaynakları arasında Konya-Yalburt’da bulunan ve üzerinde büyük Hitit kralı IV. Tuthaliya’nın (M.Ö. 1250-1220) Lukka seferinin anlatıldığı açık hava tapınağı ortostatları büyük önem taşımaktadır. Sözkonusu ortostatlardan 14. ve 15. bloklar üzerinde: “Dalawa Ülkesi’ne indim. Dalawa Ülkesi’nin kadınları ve çocukları önümde eğildiler”, ifadesi okunmaktadır. Yalburt hieroglif yazıtlarından tüm Likya Bölgesinin Büyük Hitit Krallığı Dönemi’ndeki varlığı ve Hititlerle olan yakın ilişkisi açıkça görülebilmektedir.
Yazılı belgelerde vurgulanan Tlos’daki Hitit Dönemi yerleşimi bugün antik kentte ele geçen arkeolojik buluntularla da desteklenmektedir. Özellikle Geç Bronz Çağ’a tarihlenen buluntular arasında taş balta ve el aletleri ile farklı formlar gösteren bronz baltalar, hançer ve ok ucları örnek gösterilebilir. Ancak bu bölgede yaşayan ilk insanların geçmişi hem Tlos kazılarında ele geçen arkeolojik kalıntılar hem de Tlos teritoryumunda yeralan Arsa ve Girmeler mağara/ höyük buluntuları ışığında Hititler zamanından çok daha öncesine geri gitmektedir. Özellikle 2009-2010 yıllları araştırmaları esnasında Tlos’da gün ışığına çıkartılan taş baltalar ve çakmaktaşı el aletleri ile Girmeler Mağarası önündeki höyük kalıntısında tespit edilen buluntular arasında büyük benzerlik bulunmaktadır. Girmeler Mağarası önündeki buluntular içerisinde Hacılar ve Kuruçay seramikleriyle yakın benzerlik gösteren çömlek parçaları da yeralmaktadır. Benzer seramikler Arsa Köyü sınırları içerisinde yer alan Tavabaşı Mevkii mağaralarında da tespit edilmiştir. Bahsi geçen tüm arkeolojik buluntular yapılan stilistik ve tipolojik incelemeler doğrultusunda Geç Neolitik Dönem’e kadar tarihlenebilmektedir. Ayrıca Tavabaşı Mevkii mağaralarının dış yüzeylerinde bulunan farklı ikonografideki kaya resimleri de benzer örnekler ışığında yine aynı döneme verilmektedir. Dolayısıyla Batı Likya Bölgesi’nin Eşen Nehri havzasında Neolitik Dönem’den itibaren kullanılan diğer mağara veya höyük yerleşimlerinin bulunması muhtemeldir. Diğer yandan Elmalı Ovası ve Doğu uzantısında bulunan Hacılar, Kuruçay, Bademağacı ve Höyücek gibi Neolitik Dönem yerleşim buluntuları ile yapılan karşılaştırmalarda her iki bölge arasında yoğun ticari ilişkilerin bulunduğu da anlaşılmıştır. Böylece Orta Anadolu Neolitiği’nin Batı Anadolu kıyılarına kadar olan uzantısı ilk kez arkeolojik verilerle belgelenmiştir.
Tlos ve yakın çevresinde Neolitik Dönem ile başlayıp Demirçağ’a kadar kesintisiz devam eden yerleşim izleri tespit edilmesine rağmen, Demirçağ başlangıcından M.Ö. 540 yıllarındaki Pers istilasına kadar geçen süreye ait pek fazla arkeolojik buluntu ele geçmemiştir. Sadece M.Ö. 2. bin yılı sonlarına tarihlenen ve gri seramik olarak da adlandırılan küçük çömlek parçaları ile az sayıda Geometrik Dönem seramikler ancak günümüze ulaşabilmiştir. Sözkonusu döneme ait buluntular uzun yıllardır kazıları devam eden diğer Likya kentlerinden bilinmektedir. Tlos Kazıları oldukça yenidir ve dolayısıyla zaman içerisinde bahsi geçen döneme ait yeni arkeolojik veriler beklenmektedir.
Başlangıçtan itibaren tüm Likya kentleri arasında ethnos-polis düşüncesine dayanan askeri (symmachia-epimachia), politik (sympoliteia) ve dini (amphiktionia) bir birliktelik bulunmaktaydı. Sözkonusu birlikteliğin başlangıcı, M.Ö. 15. yüzyılda oluşturulan Batı Anadolu’daki Assuwa/Arzawa konfederasyonuna tüm Likya kentlerinin “Luggalılar” kimliği altında katılımında hissedilir. Benzer bir birlik oluşumu Hitit Kralı II. Muwattali ile Mısır Firavunu II. Ramses önderliklerinde gerçekleşen Hitit-Mısır savaşı esnasında “Lukka Ülkesi” adıyla Hitit’lerin yanında yer almalarında da gözlemlenir. Lukka kimliği altında Mısır’a ve Kıbrıs’a saldırmaları da yine bu birlik oluşumunun somut bir göstergesidir. Bunlardan başka, Troya savaşları esnasında Akha Hellenleri’ne karşı kral Sarpedon önderliğinde Lukka ordularının da ön saflarda yer almaları, söz konusu birlik oluşumunun M.Ö. 2. binde ne kadar kuvvetli olduğunun önemli diğer bir ifadesidir. Likya halkının bu organize görünümü sadece M.Ö. 2. binli yıllarla sınırlı kalmamış, Demir Çağ’dan itibaren de pek çok benzer örnek olduğu bilinmektedir. Herodotos’un Likyalılar ile ilgili aktarımlarında benzer bir düşünce özellikle vurgulanmıştır. M.Ö. 452-445 yılları arasındaki Atik-Delos Birliği listelerinde “Likyalı” kavramının kullanılması, Pers veya Yunan egemenliğine karşı Likya şehirlerinin ortak savunma yapma planları yine bu birliktelik düşüncesinin somut göstergeleri olarak kabul edilebilir. M.Ö. 2. yüzyıl ilk yarısındaki Likya Birliği kuruluşu öncesi basılan beylik dönemi sikkelerin üzerinde kullanılan ortak semboller de yine birlikteliğe işaret etmektedir. Likyalıların erken dönemlerde kendi aralarında oluşturdukları birlik yapısı, M.Ö. 168/67 yıllarında kurumsallaştırılıp resmileştirilmiş ve böylece, özünde Likya kentlerinin ve vatandaşlarının demokratik bir anayasa çerçevesinde oylama esaslı, seçimle yönetilmelerine dayanan Likya Birliği kurulmuştur.
Her ne kadar Likya kentleri arasında sürekli ortak bir birliktelik gözlemlense de, M.Ö. 540 yıllarında Harpagos önderliğinde Pers ordularının Likya’yı istila etmesiyle bağımsızlık yitirilir ve Beylikler Dönemi sonuna kadar tüm Likya Bölgesi Pers egemenliği altında kalır. M.Ö. 360 yıllarında Perikle’nin Perslere karşı başlattığı bağımsızlık savaşının başarısızlıkla sonuçlanması ardından Likya kısa bir süreliğine Karya Bölgesi’ne bağlanır. M.Ö. 334/33’te Büyük İskender Likya’ya egemen olmuştur. İskender’in ölümünün ardından egemenlik sırasıyla Antigonoslar, Ptolemaioslar, Seleukoslar ve Rodos arasında sürekli el değiştirmiştir. Likya’nın bu karmaşık dönemi, M.Ö. 168/67 yıllarında Roma Senatosu tarafından Likya’nın bağımsızlığının tanınması ve Likya Birliği’nin resmileştirilmesiyle son bulur.
Tlos Antik Kenti Xanthos, Patara, Pinara, Olympos ve Myra gibi birliğin üç oy hakkına sahip en büyük altı şehrinden biri kabul edilmiştir. M.S. 43 yılında Roma İmparatoru Claudius Likya Bölgesi’ni bir Roma eyaletine dönüştürür. Bu dönemde de Tlos birlik içindeki önemini korumuş ve Metropolis ünvanını taşımaya devam etmiştir. Bu önemden kaynaklanmış olsa gerek ki, Patara’da dikilen Yol Klavuz Anıtı’nda vurgulandığı gibi, Likya yol ağı yedi farklı yönden Tlos’a bağlanmış ve güneyde Xanthos’tan, güneybatıda Pinara’dan, batıda Telmessos’tan, kuzeybatıda Kadyanda’dan, kuzeyde Araxa’dan, kuzeydoğuda Oinoanda’dan ve doğuda Choma’dan gelen ticari yollar Tlos’da kesişmiştir. Bu güzergahların pek çoğunun günümüzde kullanıldığı da bilinmektedir. Hristiyanlık Dönemi’nde Tlos, Likya’nın önemli piskoposluk merkezlerindendir. Bu dinsel önemin M.S. 12. yüzyıla kadar devam ettiği arkeolojik verilerle belgelenmiştir. Tlos, Likya sınırları içerisindeki önemini Osmanlı Dönemi’nde de hissettirir. Bölgeye en son 19. yüzyılda gelen ve “Kanlı Ali Ağa” olarak ünlenen Osmanlı Derebeyi, Tlos Akropolünün zirvesine antik dönem kalıntılarını da kullanarak şatosunu inşa etmiştir. Bugünkü modern Yaka Köyü antik Tlos yerleşiminin üzerine kurulmuştur.

AKROPOL

Kent merkezinin batı sınırını oluşturan “Akropol” Tlos kent merkezinin en yüksek noktasını oluşturur. Akropol üzerinde resmi devlet yapıları görülebildiği gibi, farklı mimari gruplar altında değerlendirilen mezar anıtları da bulunmaktadır.

Akropoldeki mezar anıtları içerisinde “kaya mezarları” en büyük grubu oluşturur. Genelde ahşap Likya evlerini taklit eden kaya mezarları ana kayadan yontulmuştur ve gösterişli cephe mimarileri ile öne çıkarlar. Bazı örneklerde aplike tekniğiyle oluşturulmuş cephe düzenlemesinin varlığı da gözlemlenir. Bunların dışında bir tapınağın ön cephesini taklit eden anıtsal kaya mezarları da kullanılmıştır. Bugün üzerindeki kabartmadan dolayı Bellerophon mezarı olarak adlandırılan mezar bu grubun en ünlü örneğini oluşturur. Kaya mezarlarının çoğu ya antik çağlarda ya da yakın zamanda soyulmuştur. Henüz dokunulmamış, orjinal konumdaki bazı kaya mezarlarına kazılarla da ulaşılmıştır.

2005 yılından bu yana sürdürülen kazı çalışmaları sonucunda mezarların iç kısımlarında farklı düzenlemelerin olduğu ve genelde klineler üzerinde gömülerin yapıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca ölü hediyeleri de bu klineler üzerine bırakılmıştır. Orta kısımda bulunan çukura ise daha önceki gömüler ve ölü hediyeleri düzensiz biçimde depolanmıştır. Genelde aile gömütü olarak kullanılan kaya mezarlarının iç düzenlenmesinde farklı zaman dilimlerinde değişiklik yapıldığı da bilinmektedir. Örneğin bir Klasik Dönem kaya mezarı içerisinde Roma Dönemi’nde klineler yerine tuğlalardan oluşturulmuş gömü alanları tespit edilmiştir. Oluşturulan bu yeni gömü alanları içerisinde üst üste iskeletler ve ölü hediyeleri ortaya çıkarılmıştır. Arkeolojik buluntular ışığında en erken kaya mezarlarının Klasik Dönem’den itibaren kullanıldığı bilinmektedir. Ve yine buluntular ışığında bir kaya mezarının yaklaşık 500 yıl gibi uzun bir süre kullanıldığı da anlaşılmıştır. Akropoldeki mezar anıtlarının ikinci büyük grubunu “lahitler” oluşturmaktadır. Sözkonusu lahitler Likya tipi semerdam kapaklı olabildiği gibi, üçgen alınlıklı kapaklı lahitler de tespit edilmiştir. Lahitlerin bir kısmı hyposorion üzerine oturtulmuştur. Diğer yandan direk zemine yerleştirilmiş veya yerden hafifçe yükseltilmiş bir podyum üzerinde duran lahitlerin sayısı da az değildir. Bunların yanında akropolün eteklerine kadar uzanan bir alana yayılmış oda gömütler, anıt mezarlar, chamosorion tipi mezar anıtları da mevcuttur.

BAZİLİKA

Erken Hristiyanlık Dönemi’nde inşa edilen “Kent Bazilikası” mimari bakımdan dönemin haç formlu bazilikalarını anımsatmaktadır. Doğu-Batı eksenindeki yapı üç sahınlıdır. Bazilikanın apsis kısmı doğuya bakmaktadır. Yapının girişleri ise batı yöndedir. Ortadaki ana giriş yan girişlerden daha geniş tutulmuştur. Kuzey ve güneyde bulunan kapılar yan sahınlara açılırken, merkezdeki kapı orta mekana geçişi sağlar. Bazilika kuzey ve güney duvarlarda bulunan toplam 8, doğu duvarda ise 2 adet pencereyle aydınlatılmıştır. Doğu duvarın ortasında inşa edilen 3 pencereli apsis çokgen formludur. Büyük bir kısmı ayakta duran duvarlar moloz taş kullanılarak oluşturulmuştur. Ancak yer yer devşirme malzeme olan düz blokların kullanıldığı da gözlemlenir. Orta mekanı üç sahına bölen iki sıra halindeki toplam 14 sütun altlığı yine devşirme malzemeden oluşmaktadır. Sütun altlıklarının aralarındaki bağlantılar yine devşirme malzemedendir ve düzenleme sütun altlıklarının yatay biçimde kullanılmasıyla oluşturulmuştur. Bahsi geçen devşirme malzemenin mimari benzerliklerden hemen yakında bulunan Kronos Tapınağı ve Agora’dan getirildiği tahmin edilmektedir. Mimari yapı farklılıklarından, bazilikanın batısındaki girişlerin hemen önünde bulunan dikdörtgen formdaki atrium mekanının daha sonraki bir dönemde ilave edildiği anlaşılır. Benzer bir ilave yapının güney yönünde de gözlemlenir. Buradaki duvar işçiliği daha çok Bazilika’nın üçüncü evresine işaret etmektedir. Ayrıca Bazilika’nın doğu yönünde kuzey-güney istikametinde inşa edilmiş yüksek çevre duvarları da bulunmaktadır. Duvar işçiliği Bazilika ile benzerlik göstermesine rağmen, her iki yapı arasındaki bağlantı henüz çözülememiştir.

BÜYÜK HAMAM

Tlos Büyük Hamam’ı, stadyumun güneydoğusu ile tiyatronun güneybatısı arasındaki yamacın kenarında, Xanthos Vadisi’ne tümüyle hakim bir konumda inşa edilmiştir. Yan yana dizili ve ikişer kapı geçişiyle birbirine bağlanmış üç mekandan oluşan Büyük Hamam, mimari özellikleri dolayısıyla tipik bir Likya Hamamı görüntüsü sergiler. Hamamın doğu yönünde bulunan ve giriş mekanı (frigidarium) olarak kullanılan soğukluk bölümü kuzey-güney doğrultuludur. Kuzey yönden anıtsal bir kapıyla girilen mekan, güneyde yedi kemerli pencere düzenlemesinin olduğu apsidial bir yapıyla Eşen Vadisi’ne bakmaktadır. Ayrıca sözkonusu apsidial bölümün içinde merdivenlerle inilen yarım daire formunda bir havuz da bulunmaktadır. Frigidarium mekanının batı duvarının tam ortasındaki kapılarla geçilen bölüm hamamın ılıklık (tepidarium) kısmını oluşturmaktadır. Her ne kadar ılıklık bölümünde hamamın zeminden ve duvardan ısıtma sistemlerine ait orijinal kalıntılar günümüze kadar ulaşmışsa da, M.S. 12. yüzyılda yapılan değişikliklerle bu mekan küçük bir kiliseye dönüştürülmüştür. Hamamın en batı ucunda ise sıcaklık bölümü (caldarium) bulunmaktadır. Tepidarium bölümünde görülen ısıtma sistemlerinin benzerlerine burada da rastlanılmıştır. Ancak caldarium mekanında da zaman içinde değişikliğe gidilmiş ve bu alan kilise inşaası esnasında Nartexe dönüştürülmüştür.

KRONOS TAPINAĞI

Agora düzlüğünün hemen güneyinde, kentin dinsel yapıları yükselmektedir. Tlos kent merkezinin bu bölümünün farklı zaman dilimlerinde bir kutsal alan olarak kullanılmış olduğunu gösteren pek çok kalıntı bulunmaktadır. Her şeyden önce tüm bu alanı çevreleyen temenos duvarı ve kabartma kalıntıları şimdilik Klasik Dönem’e kadar geri gitmektedir. Alanın hemen güney köşesinde olduğu yere yıkılmış vaziyette duran bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. Tapınağa ait alınlığın ve ön cephe düzenlemesinin yıkıntı durumundan yapının kuzey-güney doğrultuda olduğu ve ön yüzünün kuzey yöne baktığı gözlemlenir. Ayrıca yerinde in situ duran mimari bloklardan tapınağın korinth düzeninde inşa edildiği de anlaşılır. Tapınağın hemen batısında bir örme sarnıç bulunmaktadır. Sözkonusu sarnıcın iç kısmında sıva kalıntıları gözlemlenememiştir. Dolayısıyla bu sarnıcın başka bir amaçla, bothros gibi kullanılmış olduğu tahmin edilmektedir. Tapınak alanında bulunan bloklar üzerindeki bitkisel kabartmaların stilistik yapısı ve alanda ele geçen epigrafik yazıtların içeriklerinden tapınağın, M.S. 2. yüzyılın ikinci yarısında Tanrı “Kronos” için inşa edildiği açıktır. Gerçi Tlos sikkeleri üzerinde Kronos betimlemesi bulunmamaktadır, ancak erken Roma Dönemi’nden itibaren kentte bir Kronos kültünün varlığı ve hatta her yıl tanrının onuruna “Kroneia” yarışmalarının düzenlendiği yazıtlardan bilinmektedir. Tanrı Kronos ismi ve kültü Roma Dönemi öncesindeki kent yazıtlarında vurgulanmamıştır.

STADYUM

Stadyum alanı Akropolün hemen doğu eteğindeki düzlükte kuzey-güney istikamette yer almaktadır. Yapının bugün bilinen uzunluğu 137 metredir. Bu alan kuzey, güney ve doğu yönlerden U formunda sütunlu bir galeriyle çevrelenmiştir. Tek taraflı olan oturma tribünü batı yönde, akropolün eteğindeki anakayadan dokuz oturma sırası olmak üzere yontularak oluşturulmuştur. Stadyum Alanı’nın tam ortasında, yine kuzey-güney yönlerinde uzanan 72 x 8,30 m ölçülerinde bir havuz ve havuzun hemen önünde bir çeşme yapısı yer alır. Havuzun derinliği yaklaşık 1 m civarındadır ve etrafında havuzdan taşan suların tahliye edildiği yaklaşık 1 m genişliğinde taş kanal sistemi oluşturulmuştur. Bu kanalda biriken sular, havuzun güney kısmının tam ortasından başka bir kanalla tahliye edilmiştir. Havuzun zemin kısmı düzensiz kesilen taş bloklardan oluşturulmuş, ancak burada herhangi bir yalıtım sistemi kullanılmamıştır. Sözkonusu havuz ve çeşme düzenlemesi tüm bu alanın sadece stadyum amaçlı değil, aynı zamanda diğer sosyal ve dinsel aktiviteler için de kullanılmış olabileceğine işaret etmektedir. Erken Hristiyanlık Dönemi’nde devşirme malzeme kullanılarak inşa edilen ve akropolü eteğinden itibaren çeviren sur ile birlikte kette bir daralma gözlemlenir ve böylece Stadyum Alanı, Akropol ve yamaçlarında oluşturulan yeni yerleşim alanının dışında kalmıştır.

TİYATRO

Tlos Tiyatrosu, caveasının hemen üst ortasında yer alan tapınak mimarisi ile Anadolu tiyatroları içerisinde önemli bir yere sahiptir. Yapının bu önemi bitkisel ve figürlü kabartmalarla görkemli hale getirilen sahne binasıyla da vurgulanmıştır. Ele geçen yazıtlar ve mimari bezemeler yardımıyla tiyatronun Roma Döneminde pek çok defa tamirat geçirdiği bilinmektedir. Ancak tiyatronun genel mimari yapısı ve Erken Roma Dönemine tarihlenen en erken tamirat yazıtı Tlos tiyatrosunun ilk evresinin Roma Dönemi öncesine gittiğini göstermektedir. Tlos Tiyatrosu için önerilen bu erken tarihleme, tiyatronun kuzey ana girişi önünde ortaya çıkartılan ve M.Ö. 3. yüzyıla tarihlenen heykel altlığı ile de desteklenmektedir.

Özgün mimari formuyla Anadolu tiyatroları içerisinde önemli bir konuma sahip Tlos Tiyatrosu, ilk kez 2007 yılında başlanılan kazı çalışmalarıyla günışığına çıkarılmaya çalışılmıştır. Uzun yıllar boyunca kendi kaderine terk edilen yapının iç ve dış kısmı bir ormana dönüştüğünden, ancak yoğun bir bitki temizliği ardından kazı çalışmalarına geçilebilmiştir. Yapılan çalışmalarda öncelikle oturma sıralarının bulunduğu alanın (Cavea) üzerinde yer alan akıntı toprak ve yapı bloklarına ait parçaların kaldırılmasıyla başlanılmıştır. Daha sonraki kazı dönemlerinde ise çalışmalar özellikle sahne binası çevresinde yoğunlaşmış ve alanın temizlik ile belgeleme çalışmaları bitirilmiştir.  Bu çalışmalar esnasında sahne binasının ön yüzünü friz şeklinde süsleyen çok sayıda bitkisel motifli ve mitolojik karakterlerin bulunduğu mimari bloklar ortaya çıkarılmıştır. Halen sürdürülen kazılara yapının restitüsyon ve restorasyonuna yönelik olarak yürütülen belgeleme çalışmalarıyla  devam edilmektedir.

Tlos Antik Kenti’ne Nasıl gidilir ?

Kaş – Fethiye karayolunda, Kaş’a 50 km uzaklıkta, Kınık yakınından ayrılan 4 km.lik bir yol bizi Bozoluk Köyü’ndeki Letoon harabelerine götürür.

Tlos Antik Kenti Giriş Ücreti ve Ziyaret Saatleri :

Her Gün.
Açılış Saati: 09:00            Kapanış Saati: 20:00

Giriş Ücreti: 5 TL.  Müzekart’ınız varsa ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz.

 

Bir Cevap Yazın